Kayıtlar

Hüzün Mevsimi, Arkadaş Zekai Özger

Resim
Hüzün Mevsimi Gece bir tabut gibi çöker omuzlarıma bir ölünün iç çekmesi olur rüzgar hüzünle düşünürüm uzaktaki bir evi yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta hasreti bir ben bilirim bir de gecenin gözlerindeki baykuş baykuş kötü kuş baykuş çirkin kuş onu hüznümle güzelleştiririm. hüznümle süsler. bir damın üstüne oturturum süsler. Damımın üstüne oturturum -sizi hiç bu kadar yakından görmedimdi yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta abimin acıyla yontulmuş yüzü yaşlı bir güvercin gibi düşer avuçlarıma dağılır ses olur acısı ezberlediğim bir öğüdü yineler bana -çocuğum üşütme yüreğini şimdi hüzün mevsimidir bütün şiirleri gezen ben doğma büyüme evciyim göç benim harcım değil hasret bana çabuk dokunur yalnızken karanlıktan korkarım mesela mevsim kışsa yağmur yağıyorsa mesela annem de yoksa yanımda mesela, şimşek de çakıyorsa ben çok korkarım ağlarım -ana bana kurşun dök. dua oku. üfle ana ana ben daha çok küçüğüm. bana ninni söyle ana yalnızım. bunu hep söylüyorum yalnızım. bunu hep söylüyorum gec...

BU BENİM, Metin Altıok

Resim
BU BENİM Bu benim garipliğim Bak ağacın çatalında; Rüzgarlı kuş yuvası Sallanır durur hâlâ. Bu benim hasretliğim Bak denizin dalgasında Gider gelir kıyıya Oynaşır durur hâlâ. Bu benim bezginliğim Bak duvarın sıvasında; Pul pul olmuş dökülür Dökülür durur hâlâ. Metin Altıok

ALARGA GÖNÜL, Nazım Hikmet Ran

Resim
ALARGA GÖNÜL Alarga gönül: Demir al... Kırmızı bir amiral gibi kaptan köprüsüne çık... Karşında deniz: kaşı çatık sana bakan kocaman mavi bir göz... Alarga gönül, palamarı çöz... Amiral demir al... Gönül kaptan köprüsüne çık... Çayır kokusu alan bir tay gibi kokla açık denizleri... Çevirmesin senin kafanı geri geride kalanlara doğru giden dümen suyunun köpüklü izleri... Alarga gönül, palamarı çöz... Amiral demir al... Sür gemiyi dalgaların gözüne... kulak asma Fikretin sözüne... Çocuğun anan olan: denize inan... Alarga gönül daha alarga daha alarga daha daha! Alarga gönül alarga... Nazım Hikmet Ran

SAÇLAR, Remy de GOURMONT

Resim
SAÇLAR Büyük bir giz var Simone, Senin saçlarının ormanında. Kuru ot kokulusun, taş kokulu Hayvanlar gelip durmuş üstüne; Deri kokulusun, buğday kokulu Ve buğday savrulduktan sonra; Odun kokulusun, ekmek kokulu, Daha bu sabah fırından çıkma; Çiçek kokulusun, süren çiçek Bırakılmış bir duvar boyuna; Böğürtlen kokulusun, sarmaşık kokulu, Tertemiz yıkanmış yağmurlarda. Hezaren kokulusun, eğrelti kokulu, Biçilmiş eğrelti, gece eşiğinde. Ölü ot kokulusun, kızıl ot, Çitlerin gölgesinde yan yana, yan yana. Isırgan kokulusun, katırtırnağı kokulu, Yonca kokulusun, süt kokulu. Rezene kokulusun, anason kokulu, Fındık kokulusun, meyve kokulu. Ölmüş meyve ve hazır toplanmaya. Söğüt kokulusun, ıhlamur kokulu, Çiçekleri nasıl yaprak içinde. Bal kokulusun, hayat kokulu, Dolaşan hayat çayırlarda. Toprak kokulusun, ırmak kokulu, Aşk kokulusun, ateş kokulu. Büyük bir giz var Simone, Senin saçlarının gecesinde. Remy de GOURMONT

BUZUL, Birhan Keskin

Resim
BUZUL Suyun sırtında geçiyor ömrüm kentlerim, saraylarım silik. Gül ekilirmiş dünyada, zülüf dökülürmüş yastığa. Derinde bendeki, müebbet, Ve aşağıda, yer değiştiriyor, dönüyor koyu bir sıvı:hatıra. (Rüyamda bir göl dokunduydu bana.) Ah, üstümde geniş sessizliği uzaklığın, pul pul bir akşamüstü. Yaşadım mı yaşamadım mı ben o çağları içimde külrengi ve sonsuz buz ağları. Kim yardı beni, bana kim yardı? Kim akıttı kanım, bilmiyorum hatırlamıyorum. Dünyaya atları sürmeye gelmiştim, mart sonu muydu, şubat mı, gül ekiliyordu toprağa, kanımı kim? Birhan Keskin

AYDINLIK, Paul ELUARD

Resim
AYDINLIK Hiçbir vakit tam karanlık değil gece Kendimde denemişim ben Kulak ver dinle Her acının sonunda Açık bir pencere vardır. Aydınlık bir pencere Hayal edilecek bir şey vardır Yerine getirilecek istek Doyurulacak açlık Cömert bir yürek Uzanmış açık bir el Canlı canli bakan gözler vardır Bir yaşam vardır yaşam Bölüşülmeye hazır   Paul ELUARD

BİR KEDERİ DUYUMSAMAK, Ahmet Oktay

Resim
BİR KEDERİ DUYUMSAMAK Mutfağa girdim üçüncü sabah, açık kalmış o günden indirdim perdeleri, yansıyıp durdu bir kaşığın üstünde aralıktan sızan güneş. Çayı demledim, kurdum sofrayı, pembe çiçekli fincan, tuzsuz beyaz peynir, zeytin ve gül reçeli. Tarifini kimden almıştın hiç sormadım. Biraz gürültü ettim ekmeği keserken, “dur kalktım, dağıtma ortalığı” diye seslenmedin içerden. Anladım sessizliğin dilini öğreneceğim. Bardağı, iskemleyi, saati dinlemeyi, “Sözcükler gerek bana” dedim birden “gecemsi, zamanlardan süzülmüş bazaltsı yeni sözcükler”; bağırıyor muydum, mırıldanıyor muydum? Usulca topladım sofrayı, fincanını çatal bıçağını sakladım mutfak dolabının en alt gözüne. Yatak Odasına geçtim. Yastığını, yakası oyalı geceliğini dolaba kaldırdım, elinle işlediğin örtülerden birini yaydım üstüne, kilitledim kapağı. Bilmem açar mıyım bir daha? Çalışma evime yöneldim: Üç dört adım, Elpenor’u dinleyerek geçtim avluyu; bunca yıl hangi sılayı özledim ben hangi çehreyi? Torunum yok bilmem yaşad...