Kayıtlar

Oruç Aruoba / De ki işte

De ki işte 1. Ölüm yaşamdan daha belirgindir. Ölüm yaşamdan daha kesindir. Yaşam belirsizdir; oysa ölüm, belirgin ve kesindir. Hep bir süreç olan yaşam, ölüm anında, sonunu değil, sonucunu bulur : Ölüm yaşamın sonucudur – kişinin nasıl bir yaşam yaşadığı, öldüğü ölümden bellidir. Ölümü bilen, onun bilincinde olan bir yaşam, yaşam sürecinin her anında ölümü yaşama katarak, yaşamı bilinçli kılar – ölümü yaşamdan koparmadan, ama ölümün yaşamı kaplamasına da izin vermeden, ölümü, her an, yaşam kılar. Aristoteles Oruç Aruoba

BAHİS, Anton Çehov

Resim
BAHİS Karanlık bir sonbahar gecesiydi. Yaşlı banker, çalışma odasında bir ileri, bir geri yürüyor, on beş sene önce yine bir sonbahar akşamı verdiği bir partiyi hatırlıyordu. Partide pek çok zeki insan vardı ve bu insanların arasında ilginç konuşmalar geçiyordu. Konuşulan şeylerin başında ölüm cezası geliyordu. Aralarında gazetecilerin ve entelektüellerin de bulunduğu misafirlerin büyük çoğunluğu, ölüm cezasını tasvip etmiyordu. Böyle bir cezayı modası geçmiş, ahlâka aykırı ve Hıristiyan devletler için yakışıksız buluyorlardı. İçlerinden bazılarına göre ölüm cezasının yerini müebbet hapis almalıydı. Bunun üzerine ev sahibi banker: “Sizinle aynı fikirde değilim.” dedi. “Ne ölüm cezasını ne de müebbet hapsi denedim; ama birine öncelik tanısaydım, müebbet hapisten daha ahlakî ve daha insancıl olan ölüm cezasını tercih ederdim. Ölüm cezası adamı bir seferde öldürür; fakat müebbet hapis yavaş yavaş öldürür. Hangi cellat daha insancıldır? Sizi birkaç dakika içinde öldüren mi, yoksa canınızı ...

Nazım Hikmet Ran (Kuvâyi Milliye Destanı— Dördüncü Bap, Nurettin Eşfak'ın Bir Mektubu Ve Bir Şiir)

Resim
Kardeşim, sana bu mektubu Ankara'da Kuyulu kahvede yazıyorum. Hep aynı Anadolu havalarını çalıyor gramafon kocaman bir boru çiçeğine benzeyen ağzıyla. Dışarıda yağmur... Mektepten istifa ettim. Cepheye gidiyorum ihtiyat zabitliğiyle. Çocuklarımıza Türkçe okutmak, öğretmek, sevdirmek onlara dünyanın en diri, en taze dillerinden birini, kendi dillerini, güzel şey, büyük şey. Fakat, bu dilin insanları için çakmak çalmak cephede daha büyük daha güzel. Biliyorum : İş bölümünde bahsedeceksin. Fakat Ankara'da çocuklarıdır vermek, bozkırda ateş hattına girmek haksız ve hazin bir iş bölümü. Öyle günlerde yaşıyoruz ki ben bir iş yapabildim diyebilmek için : hep alnının ortasında duyacaksın ölümü. Bak, tam sana bunları yazarken asker geçiyor sokaktan; yağmurda harap postallarının meşinini ıslatarak Meclisin önüne doğru iniyorlar, İstasyona gideceler. Ve türkü söylerken, her nedense her zaman yaptığı gibi, sesini incelterek marş okuyor genç Türk köylüsü : "Ankara' nın taşına bak, ...

Macera, Orhan Veli Kanık

Resim
  Macera Küçüktüm, küçücüktüm, Oltayı attım denize; Bir üşüşüverdi balıklar, Denizi gördüm. Bir uçurtma yaptım, telli duvaklı; Kuyruğu ebemkuşağı renginde; Bir salıverdim gökyüzüne; Gökyüzünü gördüm. Büyüdüm, işsiz kaldım, aç kaldım; Para kazanmak gerekti; Girdim insanların içine, İnsanları gördüm. Ne yârdan geçerim, ne serden; Ne denizlerden, ne gökyüzünden ama… Bırakmıyor son gördüğüm, Bırakmıyor geçim derdi. Oymuş, diyorum, zavallı şairin Görüp göreceği. Orhan Veli Kanık

DÜNEBAKAN, Şeref Bilsel

DÜNEBAKAN Attar okudum, üstüm başım baharat tanrı’dan gömlek isteyen biri vardı yanımda ruhu rüzgâr alan ve yaralı bir gül gezdiren karnında bir yoksulluk sesi almış yürümüş evde üş ağız iç içe girmiş, kim kırmış bu kadını bahar için bunca sözü dal yapan toprak nerde? Ağzıdır herkesin yurdu ve avuntunun sarı kâğıtları… Attar okudum üstüm başım baharat taş yutmuş gibi siyah doğu nun ağıtları. Şimdi yağan yağmursa göğün küfrüdür bize dikenleşir düne batmış hüzünlü filikalar kim kırmış bunca kadını gözünü bulan ağlar göz bir uçurumdur, yarı yeşil yarı toprak düşenlerin sesi yatar benim çakıllı derimde Attar okudum dün gece tanrı uyumuş kalmış üzerimde. Şeref Bilsel ( 1972 )

Aşım ve yıkım, Salih Aydemir

Resim
Aşım ve yıkım her ileri adımın ardından bir geri adım gelir bunca düş bunca hayat nereye gitti biraz mantık diyorsun oysa varoluş olasılıkların çılgın tarihi değil miydi sözcükler birbirini izliyor yanılma payı var sersem bir anlama çarpaca ğım diye korkuyorum bizi zaman dışına yine zaman çıkarır sabahların kaprisine alışık değilsin kapımı kırma aşırı bulsunlar bu tatlı tükenişlerimizi her yer karanlık ömrümün akışı zayıflıyor başımı koyduğum gece buz gibi aşım ve yıkım sonsuz bir sayıklama yalnızca suskunum kusmuklar içinde dönüyorum güneşin etrafında ışık güne karşı geldiği gün boynuna sarılacağım hiçliğin karşısında zafer kazanmak -intihar etmeme hâli- reflekslerin sessizliğine inanır mısın lesbia unutulmuş iç çekişle yapılan yolculukları deliler arasında ya şayan delileri sever misin istanbul ölmek üzereydi hayat ideolojik bir kötülük sunuyorsa şeytanın ta kendisi değil midir insan Salih Aydemir

Hüzün Mevsimi, Arkadaş Zekai Özger

Resim
Hüzün Mevsimi Gece bir tabut gibi çöker omuzlarıma bir ölünün iç çekmesi olur rüzgar hüzünle düşünürüm uzaktaki bir evi yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta hasreti bir ben bilirim bir de gecenin gözlerindeki baykuş baykuş kötü kuş baykuş çirkin kuş onu hüznümle güzelleştiririm. hüznümle süsler. bir damın üstüne oturturum süsler. Damımın üstüne oturturum -sizi hiç bu kadar yakından görmedimdi yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta abimin acıyla yontulmuş yüzü yaşlı bir güvercin gibi düşer avuçlarıma dağılır ses olur acısı ezberlediğim bir öğüdü yineler bana -çocuğum üşütme yüreğini şimdi hüzün mevsimidir bütün şiirleri gezen ben doğma büyüme evciyim göç benim harcım değil hasret bana çabuk dokunur yalnızken karanlıktan korkarım mesela mevsim kışsa yağmur yağıyorsa mesela annem de yoksa yanımda mesela, şimşek de çakıyorsa ben çok korkarım ağlarım -ana bana kurşun dök. dua oku. üfle ana ana ben daha çok küçüğüm. bana ninni söyle ana yalnızım. bunu hep söylüyorum yalnızım. bunu hep söylüyorum gec...