Kayıtlar

AYDINLIK, Paul ELUARD

Resim
AYDINLIK Hiçbir vakit tam karanlık değil gece Kendimde denemişim ben Kulak ver dinle Her acının sonunda Açık bir pencere vardır. Aydınlık bir pencere Hayal edilecek bir şey vardır Yerine getirilecek istek Doyurulacak açlık Cömert bir yürek Uzanmış açık bir el Canlı canli bakan gözler vardır Bir yaşam vardır yaşam Bölüşülmeye hazır   Paul ELUARD

BİR KEDERİ DUYUMSAMAK, Ahmet Oktay

Resim
BİR KEDERİ DUYUMSAMAK Mutfağa girdim üçüncü sabah, açık kalmış o günden indirdim perdeleri, yansıyıp durdu bir kaşığın üstünde aralıktan sızan güneş. Çayı demledim, kurdum sofrayı, pembe çiçekli fincan, tuzsuz beyaz peynir, zeytin ve gül reçeli. Tarifini kimden almıştın hiç sormadım. Biraz gürültü ettim ekmeği keserken, “dur kalktım, dağıtma ortalığı” diye seslenmedin içerden. Anladım sessizliğin dilini öğreneceğim. Bardağı, iskemleyi, saati dinlemeyi, “Sözcükler gerek bana” dedim birden “gecemsi, zamanlardan süzülmüş bazaltsı yeni sözcükler”; bağırıyor muydum, mırıldanıyor muydum? Usulca topladım sofrayı, fincanını çatal bıçağını sakladım mutfak dolabının en alt gözüne. Yatak Odasına geçtim. Yastığını, yakası oyalı geceliğini dolaba kaldırdım, elinle işlediğin örtülerden birini yaydım üstüne, kilitledim kapağı. Bilmem açar mıyım bir daha? Çalışma evime yöneldim: Üç dört adım, Elpenor’u dinleyerek geçtim avluyu; bunca yıl hangi sılayı özledim ben hangi çehreyi? Torunum yok bilmem yaşad...

MELANKOLİ, Ataol Behramoğlu

Resim
MELANKOLİ Ey sokaklarında yıllarca avare dolaştığım İçinde ilk aşkımı yaşadığım küçük şehir Umutsuz akşamlarımda sesini duyduğum lir Sihrinde ilk acıyı tattığım Ey sarhoş akşamlarımın biricik tesellisi İlk şiirlerimdeki biricik dert ortağım fener Soğuk kış geceleri ısındığım kalorifer Gitgide uzaklaşan tren sesi Ey en masum arzularımı gizleyen oda Yıldızlarla dost eden küçük pencere Her akşam gönlümün dilediği yere Götüren sihirli araba Ey en içli en yanık türkülerimi duymayan Rüzgârı saçlarımı dağıtan sokak Ve ey saçı ak gönlü ak Anneciğim pencerede ağlayan Ah biliyorum güç gelecek sizlere Ama artık gitmek geliyor içimden Bir sabah masmavi bir bulutun peşinden Dönüşü olmayan yerlere 1959 Ataol Behramoğlu

UÇURUMDA AÇAN, Cemal Süreya

Resim
  UÇURUMDA AÇAN Aşktın sen, kokundan bildim seni Bir ahırın içinde gezdirilmiş gül kokusu Taşıttan indin, sonra da karşıya geçtin Elinde tuhaf bir çanta, saçında soku Akıl almaz işleri şu zambakgillerin Sokakta bir sövgü gibi akıp gittin Gözlerin sonsuz uzun, sonsuz çekikti Baksan uçtan uca Çin Seddi'ni görebilirdin Yanındaki adam mutlaka kardeşindir İstanbul öyle ağırbaşlı bir kent değildir Aşktın sen, gidişinden bildim seni Neye yarar sağduyuyu aşmazsa şiir Birbirinizi kucaklarken neye yarar Kucaklamıyorsak eski, yeni sevgilileri Diyorum çoğunca evli kadınlar Bu yüzden ölü yıkayıcısıdırlar Bilir misin acaba ne demiş tilki? Kişi bir anda nasıl çarpılıverir Kuliste yarasını saran bir soytarı gibi Giderek nasıl anlaşılmaz olur sözleri Ömer ki gölü balığı için değil Kamışı için vergilendirdi Ama değnek vurulurken zavallı uğruya Yüzüne ve neresine değmesin derdi Selam size büyük durumlar, doruk anlar Dağ görgüsü kazanır Ağrı'yı bir kez görse de kişi Marmara'dan yirmi yılda çık...

KADINLAR, Bejan Matur

Resim
  KADINLAR Mavi dövmeleri Ve bitmek bilmez yasların çürük izleriyle Durup ateşe bakıyorlar. Rüzgar estiğinde hepsi ürperiyor Göğüsleri değiyor toprağa Ellerinde yanan odunlar taşıyan kadınlar Siyah kazanların pası çökmüş yaşlılığıyla Dolaşıp duruyorlar. Ateşin öfkesi kabardığında Sesler artıyor. Orada ateş hiç bitmiyor Söndürmek bir bela Göğüsleri pörsüyen kadınlar Ellerinin korkunç inceliğiyle Tutacakları odunların sertliğini düşünmekte Ve susmaktalar. Sustuklarında yaşları farkedilmiyor Toprak kokuyor bağırdıklarında Nereye yaslanacaklarını unuttuklarından Gözlerini toprağa bırakıyorlar Çünkü bulutlar gökte kalıcı değil En içten Toprağa veriyorlar kendilerini Ve kokuyorlar arasıra Bejan MATUR

VİYOLONSEL YALNIZLIĞI, Attila İlhan

Resim
VİYOLONSEL YALNIZLIĞI sonra çoğalıyorum tuz içerek engerek korkuları arasında isa'nın bilmem kaçıncı haftasında baş baş istanbul'u büyüterek sonra doktor sabiha siyaha en yakın yenice paketinin arkasında elleri cezayir savaşında zehirini sağıyor karanlığın sonra kış müthiş bir ivan akşamı dostoyevskiy yaşamasında çarın saltanat arabasında eski nihilistlerin kanı sonra hüzzam makamından bir beste ki tıbbiyelilerin boğdurulduğu abdulhamid sarayının uğursuzluğu tüy kalemlerinin üstündeki kaiser bıyıklarıyla ve genç osmanlılar zilkade gözlüklerinde kar suyu paris'te ahmed rıza grubu boulevard des italiens'de orospular sonra doktor sabiha iki miyop bir yerde bırakmış doktorluğunu harbiye nezaretinde tutuklu ölümünü görüyor sinemaskop karanlıkta çaktığım sonra o kibrit meşveret gazetesini aydınlatıyor uykularım kıvamsız çabuk dağılıyor zincirini koparmış içimdeki it sonra kürt mustafa divanharbında ölüm gömleğimiz en padişah mor bir kadın Cezayir'de ud çalıyor işlek bilek...