Kayıtlar

SAÇLAR, Remy de GOURMONT

Resim
SAÇLAR Büyük bir giz var Simone, Senin saçlarının ormanında. Kuru ot kokulusun, taş kokulu Hayvanlar gelip durmuş üstüne; Deri kokulusun, buğday kokulu Ve buğday savrulduktan sonra; Odun kokulusun, ekmek kokulu, Daha bu sabah fırından çıkma; Çiçek kokulusun, süren çiçek Bırakılmış bir duvar boyuna; Böğürtlen kokulusun, sarmaşık kokulu, Tertemiz yıkanmış yağmurlarda. Hezaren kokulusun, eğrelti kokulu, Biçilmiş eğrelti, gece eşiğinde. Ölü ot kokulusun, kızıl ot, Çitlerin gölgesinde yan yana, yan yana. Isırgan kokulusun, katırtırnağı kokulu, Yonca kokulusun, süt kokulu. Rezene kokulusun, anason kokulu, Fındık kokulusun, meyve kokulu. Ölmüş meyve ve hazır toplanmaya. Söğüt kokulusun, ıhlamur kokulu, Çiçekleri nasıl yaprak içinde. Bal kokulusun, hayat kokulu, Dolaşan hayat çayırlarda. Toprak kokulusun, ırmak kokulu, Aşk kokulusun, ateş kokulu. Büyük bir giz var Simone, Senin saçlarının gecesinde. Remy de GOURMONT

BUZUL, Birhan Keskin

Resim
BUZUL Suyun sırtında geçiyor ömrüm kentlerim, saraylarım silik. Gül ekilirmiş dünyada, zülüf dökülürmüş yastığa. Derinde bendeki, müebbet, Ve aşağıda, yer değiştiriyor, dönüyor koyu bir sıvı:hatıra. (Rüyamda bir göl dokunduydu bana.) Ah, üstümde geniş sessizliği uzaklığın, pul pul bir akşamüstü. Yaşadım mı yaşamadım mı ben o çağları içimde külrengi ve sonsuz buz ağları. Kim yardı beni, bana kim yardı? Kim akıttı kanım, bilmiyorum hatırlamıyorum. Dünyaya atları sürmeye gelmiştim, mart sonu muydu, şubat mı, gül ekiliyordu toprağa, kanımı kim? Birhan Keskin

AYDINLIK, Paul ELUARD

Resim
AYDINLIK Hiçbir vakit tam karanlık değil gece Kendimde denemişim ben Kulak ver dinle Her acının sonunda Açık bir pencere vardır. Aydınlık bir pencere Hayal edilecek bir şey vardır Yerine getirilecek istek Doyurulacak açlık Cömert bir yürek Uzanmış açık bir el Canlı canli bakan gözler vardır Bir yaşam vardır yaşam Bölüşülmeye hazır   Paul ELUARD

BİR KEDERİ DUYUMSAMAK, Ahmet Oktay

Resim
BİR KEDERİ DUYUMSAMAK Mutfağa girdim üçüncü sabah, açık kalmış o günden indirdim perdeleri, yansıyıp durdu bir kaşığın üstünde aralıktan sızan güneş. Çayı demledim, kurdum sofrayı, pembe çiçekli fincan, tuzsuz beyaz peynir, zeytin ve gül reçeli. Tarifini kimden almıştın hiç sormadım. Biraz gürültü ettim ekmeği keserken, “dur kalktım, dağıtma ortalığı” diye seslenmedin içerden. Anladım sessizliğin dilini öğreneceğim. Bardağı, iskemleyi, saati dinlemeyi, “Sözcükler gerek bana” dedim birden “gecemsi, zamanlardan süzülmüş bazaltsı yeni sözcükler”; bağırıyor muydum, mırıldanıyor muydum? Usulca topladım sofrayı, fincanını çatal bıçağını sakladım mutfak dolabının en alt gözüne. Yatak Odasına geçtim. Yastığını, yakası oyalı geceliğini dolaba kaldırdım, elinle işlediğin örtülerden birini yaydım üstüne, kilitledim kapağı. Bilmem açar mıyım bir daha? Çalışma evime yöneldim: Üç dört adım, Elpenor’u dinleyerek geçtim avluyu; bunca yıl hangi sılayı özledim ben hangi çehreyi? Torunum yok bilmem yaşad...

MELANKOLİ, Ataol Behramoğlu

Resim
MELANKOLİ Ey sokaklarında yıllarca avare dolaştığım İçinde ilk aşkımı yaşadığım küçük şehir Umutsuz akşamlarımda sesini duyduğum lir Sihrinde ilk acıyı tattığım Ey sarhoş akşamlarımın biricik tesellisi İlk şiirlerimdeki biricik dert ortağım fener Soğuk kış geceleri ısındığım kalorifer Gitgide uzaklaşan tren sesi Ey en masum arzularımı gizleyen oda Yıldızlarla dost eden küçük pencere Her akşam gönlümün dilediği yere Götüren sihirli araba Ey en içli en yanık türkülerimi duymayan Rüzgârı saçlarımı dağıtan sokak Ve ey saçı ak gönlü ak Anneciğim pencerede ağlayan Ah biliyorum güç gelecek sizlere Ama artık gitmek geliyor içimden Bir sabah masmavi bir bulutun peşinden Dönüşü olmayan yerlere 1959 Ataol Behramoğlu

UÇURUMDA AÇAN, Cemal Süreya

Resim
  UÇURUMDA AÇAN Aşktın sen, kokundan bildim seni Bir ahırın içinde gezdirilmiş gül kokusu Taşıttan indin, sonra da karşıya geçtin Elinde tuhaf bir çanta, saçında soku Akıl almaz işleri şu zambakgillerin Sokakta bir sövgü gibi akıp gittin Gözlerin sonsuz uzun, sonsuz çekikti Baksan uçtan uca Çin Seddi'ni görebilirdin Yanındaki adam mutlaka kardeşindir İstanbul öyle ağırbaşlı bir kent değildir Aşktın sen, gidişinden bildim seni Neye yarar sağduyuyu aşmazsa şiir Birbirinizi kucaklarken neye yarar Kucaklamıyorsak eski, yeni sevgilileri Diyorum çoğunca evli kadınlar Bu yüzden ölü yıkayıcısıdırlar Bilir misin acaba ne demiş tilki? Kişi bir anda nasıl çarpılıverir Kuliste yarasını saran bir soytarı gibi Giderek nasıl anlaşılmaz olur sözleri Ömer ki gölü balığı için değil Kamışı için vergilendirdi Ama değnek vurulurken zavallı uğruya Yüzüne ve neresine değmesin derdi Selam size büyük durumlar, doruk anlar Dağ görgüsü kazanır Ağrı'yı bir kez görse de kişi Marmara'dan yirmi yılda çık...

KADINLAR, Bejan Matur

Resim
  KADINLAR Mavi dövmeleri Ve bitmek bilmez yasların çürük izleriyle Durup ateşe bakıyorlar. Rüzgar estiğinde hepsi ürperiyor Göğüsleri değiyor toprağa Ellerinde yanan odunlar taşıyan kadınlar Siyah kazanların pası çökmüş yaşlılığıyla Dolaşıp duruyorlar. Ateşin öfkesi kabardığında Sesler artıyor. Orada ateş hiç bitmiyor Söndürmek bir bela Göğüsleri pörsüyen kadınlar Ellerinin korkunç inceliğiyle Tutacakları odunların sertliğini düşünmekte Ve susmaktalar. Sustuklarında yaşları farkedilmiyor Toprak kokuyor bağırdıklarında Nereye yaslanacaklarını unuttuklarından Gözlerini toprağa bırakıyorlar Çünkü bulutlar gökte kalıcı değil En içten Toprağa veriyorlar kendilerini Ve kokuyorlar arasıra Bejan MATUR