Kayıtlar

Macera, Orhan Veli Kanık

Resim
  Macera Küçüktüm, küçücüktüm, Oltayı attım denize; Bir üşüşüverdi balıklar, Denizi gördüm. Bir uçurtma yaptım, telli duvaklı; Kuyruğu ebemkuşağı renginde; Bir salıverdim gökyüzüne; Gökyüzünü gördüm. Büyüdüm, işsiz kaldım, aç kaldım; Para kazanmak gerekti; Girdim insanların içine, İnsanları gördüm. Ne yârdan geçerim, ne serden; Ne denizlerden, ne gökyüzünden ama… Bırakmıyor son gördüğüm, Bırakmıyor geçim derdi. Oymuş, diyorum, zavallı şairin Görüp göreceği. Orhan Veli Kanık

DÜNEBAKAN, Şeref Bilsel

DÜNEBAKAN Attar okudum, üstüm başım baharat tanrı’dan gömlek isteyen biri vardı yanımda ruhu rüzgâr alan ve yaralı bir gül gezdiren karnında bir yoksulluk sesi almış yürümüş evde üş ağız iç içe girmiş, kim kırmış bu kadını bahar için bunca sözü dal yapan toprak nerde? Ağzıdır herkesin yurdu ve avuntunun sarı kâğıtları… Attar okudum üstüm başım baharat taş yutmuş gibi siyah doğu nun ağıtları. Şimdi yağan yağmursa göğün küfrüdür bize dikenleşir düne batmış hüzünlü filikalar kim kırmış bunca kadını gözünü bulan ağlar göz bir uçurumdur, yarı yeşil yarı toprak düşenlerin sesi yatar benim çakıllı derimde Attar okudum dün gece tanrı uyumuş kalmış üzerimde. Şeref Bilsel ( 1972 )

Aşım ve yıkım, Salih Aydemir

Resim
Aşım ve yıkım her ileri adımın ardından bir geri adım gelir bunca düş bunca hayat nereye gitti biraz mantık diyorsun oysa varoluş olasılıkların çılgın tarihi değil miydi sözcükler birbirini izliyor yanılma payı var sersem bir anlama çarpaca ğım diye korkuyorum bizi zaman dışına yine zaman çıkarır sabahların kaprisine alışık değilsin kapımı kırma aşırı bulsunlar bu tatlı tükenişlerimizi her yer karanlık ömrümün akışı zayıflıyor başımı koyduğum gece buz gibi aşım ve yıkım sonsuz bir sayıklama yalnızca suskunum kusmuklar içinde dönüyorum güneşin etrafında ışık güne karşı geldiği gün boynuna sarılacağım hiçliğin karşısında zafer kazanmak -intihar etmeme hâli- reflekslerin sessizliğine inanır mısın lesbia unutulmuş iç çekişle yapılan yolculukları deliler arasında ya şayan delileri sever misin istanbul ölmek üzereydi hayat ideolojik bir kötülük sunuyorsa şeytanın ta kendisi değil midir insan Salih Aydemir

Hüzün Mevsimi, Arkadaş Zekai Özger

Resim
Hüzün Mevsimi Gece bir tabut gibi çöker omuzlarıma bir ölünün iç çekmesi olur rüzgar hüzünle düşünürüm uzaktaki bir evi yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta hasreti bir ben bilirim bir de gecenin gözlerindeki baykuş baykuş kötü kuş baykuş çirkin kuş onu hüznümle güzelleştiririm. hüznümle süsler. bir damın üstüne oturturum süsler. Damımın üstüne oturturum -sizi hiç bu kadar yakından görmedimdi yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta abimin acıyla yontulmuş yüzü yaşlı bir güvercin gibi düşer avuçlarıma dağılır ses olur acısı ezberlediğim bir öğüdü yineler bana -çocuğum üşütme yüreğini şimdi hüzün mevsimidir bütün şiirleri gezen ben doğma büyüme evciyim göç benim harcım değil hasret bana çabuk dokunur yalnızken karanlıktan korkarım mesela mevsim kışsa yağmur yağıyorsa mesela annem de yoksa yanımda mesela, şimşek de çakıyorsa ben çok korkarım ağlarım -ana bana kurşun dök. dua oku. üfle ana ana ben daha çok küçüğüm. bana ninni söyle ana yalnızım. bunu hep söylüyorum yalnızım. bunu hep söylüyorum gec...

BU BENİM, Metin Altıok

Resim
BU BENİM Bu benim garipliğim Bak ağacın çatalında; Rüzgarlı kuş yuvası Sallanır durur hâlâ. Bu benim hasretliğim Bak denizin dalgasında Gider gelir kıyıya Oynaşır durur hâlâ. Bu benim bezginliğim Bak duvarın sıvasında; Pul pul olmuş dökülür Dökülür durur hâlâ. Metin Altıok

ALARGA GÖNÜL, Nazım Hikmet Ran

Resim
ALARGA GÖNÜL Alarga gönül: Demir al... Kırmızı bir amiral gibi kaptan köprüsüne çık... Karşında deniz: kaşı çatık sana bakan kocaman mavi bir göz... Alarga gönül, palamarı çöz... Amiral demir al... Gönül kaptan köprüsüne çık... Çayır kokusu alan bir tay gibi kokla açık denizleri... Çevirmesin senin kafanı geri geride kalanlara doğru giden dümen suyunun köpüklü izleri... Alarga gönül, palamarı çöz... Amiral demir al... Sür gemiyi dalgaların gözüne... kulak asma Fikretin sözüne... Çocuğun anan olan: denize inan... Alarga gönül daha alarga daha alarga daha daha! Alarga gönül alarga... Nazım Hikmet Ran

SAÇLAR, Remy de GOURMONT

Resim
SAÇLAR Büyük bir giz var Simone, Senin saçlarının ormanında. Kuru ot kokulusun, taş kokulu Hayvanlar gelip durmuş üstüne; Deri kokulusun, buğday kokulu Ve buğday savrulduktan sonra; Odun kokulusun, ekmek kokulu, Daha bu sabah fırından çıkma; Çiçek kokulusun, süren çiçek Bırakılmış bir duvar boyuna; Böğürtlen kokulusun, sarmaşık kokulu, Tertemiz yıkanmış yağmurlarda. Hezaren kokulusun, eğrelti kokulu, Biçilmiş eğrelti, gece eşiğinde. Ölü ot kokulusun, kızıl ot, Çitlerin gölgesinde yan yana, yan yana. Isırgan kokulusun, katırtırnağı kokulu, Yonca kokulusun, süt kokulu. Rezene kokulusun, anason kokulu, Fındık kokulusun, meyve kokulu. Ölmüş meyve ve hazır toplanmaya. Söğüt kokulusun, ıhlamur kokulu, Çiçekleri nasıl yaprak içinde. Bal kokulusun, hayat kokulu, Dolaşan hayat çayırlarda. Toprak kokulusun, ırmak kokulu, Aşk kokulusun, ateş kokulu. Büyük bir giz var Simone, Senin saçlarının gecesinde. Remy de GOURMONT