Kayıtlar

Eylül, 2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Aşım ve yıkım, Salih Aydemir

Resim
Aşım ve yıkım her ileri adımın ardından bir geri adım gelir bunca düş bunca hayat nereye gitti biraz mantık diyorsun oysa varoluş olasılıkların çılgın tarihi değil miydi sözcükler birbirini izliyor yanılma payı var sersem bir anlama çarpaca ğım diye korkuyorum bizi zaman dışına yine zaman çıkarır sabahların kaprisine alışık değilsin kapımı kırma aşırı bulsunlar bu tatlı tükenişlerimizi her yer karanlık ömrümün akışı zayıflıyor başımı koyduğum gece buz gibi aşım ve yıkım sonsuz bir sayıklama yalnızca suskunum kusmuklar içinde dönüyorum güneşin etrafında ışık güne karşı geldiği gün boynuna sarılacağım hiçliğin karşısında zafer kazanmak -intihar etmeme hâli- reflekslerin sessizliğine inanır mısın lesbia unutulmuş iç çekişle yapılan yolculukları deliler arasında ya şayan delileri sever misin istanbul ölmek üzereydi hayat ideolojik bir kötülük sunuyorsa şeytanın ta kendisi değil midir insan Salih Aydemir

Hüzün Mevsimi, Arkadaş Zekai Özger

Resim
Hüzün Mevsimi Gece bir tabut gibi çöker omuzlarıma bir ölünün iç çekmesi olur rüzgar hüzünle düşünürüm uzaktaki bir evi yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta hasreti bir ben bilirim bir de gecenin gözlerindeki baykuş baykuş kötü kuş baykuş çirkin kuş onu hüznümle güzelleştiririm. hüznümle süsler. bir damın üstüne oturturum süsler. Damımın üstüne oturturum -sizi hiç bu kadar yakından görmedimdi yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta abimin acıyla yontulmuş yüzü yaşlı bir güvercin gibi düşer avuçlarıma dağılır ses olur acısı ezberlediğim bir öğüdü yineler bana -çocuğum üşütme yüreğini şimdi hüzün mevsimidir bütün şiirleri gezen ben doğma büyüme evciyim göç benim harcım değil hasret bana çabuk dokunur yalnızken karanlıktan korkarım mesela mevsim kışsa yağmur yağıyorsa mesela annem de yoksa yanımda mesela, şimşek de çakıyorsa ben çok korkarım ağlarım -ana bana kurşun dök. dua oku. üfle ana ana ben daha çok küçüğüm. bana ninni söyle ana yalnızım. bunu hep söylüyorum yalnızım. bunu hep söylüyorum gec...

BU BENİM, Metin Altıok

Resim
BU BENİM Bu benim garipliğim Bak ağacın çatalında; Rüzgarlı kuş yuvası Sallanır durur hâlâ. Bu benim hasretliğim Bak denizin dalgasında Gider gelir kıyıya Oynaşır durur hâlâ. Bu benim bezginliğim Bak duvarın sıvasında; Pul pul olmuş dökülür Dökülür durur hâlâ. Metin Altıok

ALARGA GÖNÜL, Nazım Hikmet Ran

Resim
ALARGA GÖNÜL Alarga gönül: Demir al... Kırmızı bir amiral gibi kaptan köprüsüne çık... Karşında deniz: kaşı çatık sana bakan kocaman mavi bir göz... Alarga gönül, palamarı çöz... Amiral demir al... Gönül kaptan köprüsüne çık... Çayır kokusu alan bir tay gibi kokla açık denizleri... Çevirmesin senin kafanı geri geride kalanlara doğru giden dümen suyunun köpüklü izleri... Alarga gönül, palamarı çöz... Amiral demir al... Sür gemiyi dalgaların gözüne... kulak asma Fikretin sözüne... Çocuğun anan olan: denize inan... Alarga gönül daha alarga daha alarga daha daha! Alarga gönül alarga... Nazım Hikmet Ran

SAÇLAR, Remy de GOURMONT

Resim
SAÇLAR Büyük bir giz var Simone, Senin saçlarının ormanında. Kuru ot kokulusun, taş kokulu Hayvanlar gelip durmuş üstüne; Deri kokulusun, buğday kokulu Ve buğday savrulduktan sonra; Odun kokulusun, ekmek kokulu, Daha bu sabah fırından çıkma; Çiçek kokulusun, süren çiçek Bırakılmış bir duvar boyuna; Böğürtlen kokulusun, sarmaşık kokulu, Tertemiz yıkanmış yağmurlarda. Hezaren kokulusun, eğrelti kokulu, Biçilmiş eğrelti, gece eşiğinde. Ölü ot kokulusun, kızıl ot, Çitlerin gölgesinde yan yana, yan yana. Isırgan kokulusun, katırtırnağı kokulu, Yonca kokulusun, süt kokulu. Rezene kokulusun, anason kokulu, Fındık kokulusun, meyve kokulu. Ölmüş meyve ve hazır toplanmaya. Söğüt kokulusun, ıhlamur kokulu, Çiçekleri nasıl yaprak içinde. Bal kokulusun, hayat kokulu, Dolaşan hayat çayırlarda. Toprak kokulusun, ırmak kokulu, Aşk kokulusun, ateş kokulu. Büyük bir giz var Simone, Senin saçlarının gecesinde. Remy de GOURMONT

BUZUL, Birhan Keskin

Resim
BUZUL Suyun sırtında geçiyor ömrüm kentlerim, saraylarım silik. Gül ekilirmiş dünyada, zülüf dökülürmüş yastığa. Derinde bendeki, müebbet, Ve aşağıda, yer değiştiriyor, dönüyor koyu bir sıvı:hatıra. (Rüyamda bir göl dokunduydu bana.) Ah, üstümde geniş sessizliği uzaklığın, pul pul bir akşamüstü. Yaşadım mı yaşamadım mı ben o çağları içimde külrengi ve sonsuz buz ağları. Kim yardı beni, bana kim yardı? Kim akıttı kanım, bilmiyorum hatırlamıyorum. Dünyaya atları sürmeye gelmiştim, mart sonu muydu, şubat mı, gül ekiliyordu toprağa, kanımı kim? Birhan Keskin

AYDINLIK, Paul ELUARD

Resim
AYDINLIK Hiçbir vakit tam karanlık değil gece Kendimde denemişim ben Kulak ver dinle Her acının sonunda Açık bir pencere vardır. Aydınlık bir pencere Hayal edilecek bir şey vardır Yerine getirilecek istek Doyurulacak açlık Cömert bir yürek Uzanmış açık bir el Canlı canli bakan gözler vardır Bir yaşam vardır yaşam Bölüşülmeye hazır   Paul ELUARD

BİR KEDERİ DUYUMSAMAK, Ahmet Oktay

Resim
BİR KEDERİ DUYUMSAMAK Mutfağa girdim üçüncü sabah, açık kalmış o günden indirdim perdeleri, yansıyıp durdu bir kaşığın üstünde aralıktan sızan güneş. Çayı demledim, kurdum sofrayı, pembe çiçekli fincan, tuzsuz beyaz peynir, zeytin ve gül reçeli. Tarifini kimden almıştın hiç sormadım. Biraz gürültü ettim ekmeği keserken, “dur kalktım, dağıtma ortalığı” diye seslenmedin içerden. Anladım sessizliğin dilini öğreneceğim. Bardağı, iskemleyi, saati dinlemeyi, “Sözcükler gerek bana” dedim birden “gecemsi, zamanlardan süzülmüş bazaltsı yeni sözcükler”; bağırıyor muydum, mırıldanıyor muydum? Usulca topladım sofrayı, fincanını çatal bıçağını sakladım mutfak dolabının en alt gözüne. Yatak Odasına geçtim. Yastığını, yakası oyalı geceliğini dolaba kaldırdım, elinle işlediğin örtülerden birini yaydım üstüne, kilitledim kapağı. Bilmem açar mıyım bir daha? Çalışma evime yöneldim: Üç dört adım, Elpenor’u dinleyerek geçtim avluyu; bunca yıl hangi sılayı özledim ben hangi çehreyi? Torunum yok bilmem yaşad...

MELANKOLİ, Ataol Behramoğlu

Resim
MELANKOLİ Ey sokaklarında yıllarca avare dolaştığım İçinde ilk aşkımı yaşadığım küçük şehir Umutsuz akşamlarımda sesini duyduğum lir Sihrinde ilk acıyı tattığım Ey sarhoş akşamlarımın biricik tesellisi İlk şiirlerimdeki biricik dert ortağım fener Soğuk kış geceleri ısındığım kalorifer Gitgide uzaklaşan tren sesi Ey en masum arzularımı gizleyen oda Yıldızlarla dost eden küçük pencere Her akşam gönlümün dilediği yere Götüren sihirli araba Ey en içli en yanık türkülerimi duymayan Rüzgârı saçlarımı dağıtan sokak Ve ey saçı ak gönlü ak Anneciğim pencerede ağlayan Ah biliyorum güç gelecek sizlere Ama artık gitmek geliyor içimden Bir sabah masmavi bir bulutun peşinden Dönüşü olmayan yerlere 1959 Ataol Behramoğlu

UÇURUMDA AÇAN, Cemal Süreya

Resim
  UÇURUMDA AÇAN Aşktın sen, kokundan bildim seni Bir ahırın içinde gezdirilmiş gül kokusu Taşıttan indin, sonra da karşıya geçtin Elinde tuhaf bir çanta, saçında soku Akıl almaz işleri şu zambakgillerin Sokakta bir sövgü gibi akıp gittin Gözlerin sonsuz uzun, sonsuz çekikti Baksan uçtan uca Çin Seddi'ni görebilirdin Yanındaki adam mutlaka kardeşindir İstanbul öyle ağırbaşlı bir kent değildir Aşktın sen, gidişinden bildim seni Neye yarar sağduyuyu aşmazsa şiir Birbirinizi kucaklarken neye yarar Kucaklamıyorsak eski, yeni sevgilileri Diyorum çoğunca evli kadınlar Bu yüzden ölü yıkayıcısıdırlar Bilir misin acaba ne demiş tilki? Kişi bir anda nasıl çarpılıverir Kuliste yarasını saran bir soytarı gibi Giderek nasıl anlaşılmaz olur sözleri Ömer ki gölü balığı için değil Kamışı için vergilendirdi Ama değnek vurulurken zavallı uğruya Yüzüne ve neresine değmesin derdi Selam size büyük durumlar, doruk anlar Dağ görgüsü kazanır Ağrı'yı bir kez görse de kişi Marmara'dan yirmi yılda çık...

KADINLAR, Bejan Matur

Resim
  KADINLAR Mavi dövmeleri Ve bitmek bilmez yasların çürük izleriyle Durup ateşe bakıyorlar. Rüzgar estiğinde hepsi ürperiyor Göğüsleri değiyor toprağa Ellerinde yanan odunlar taşıyan kadınlar Siyah kazanların pası çökmüş yaşlılığıyla Dolaşıp duruyorlar. Ateşin öfkesi kabardığında Sesler artıyor. Orada ateş hiç bitmiyor Söndürmek bir bela Göğüsleri pörsüyen kadınlar Ellerinin korkunç inceliğiyle Tutacakları odunların sertliğini düşünmekte Ve susmaktalar. Sustuklarında yaşları farkedilmiyor Toprak kokuyor bağırdıklarında Nereye yaslanacaklarını unuttuklarından Gözlerini toprağa bırakıyorlar Çünkü bulutlar gökte kalıcı değil En içten Toprağa veriyorlar kendilerini Ve kokuyorlar arasıra Bejan MATUR

VİYOLONSEL YALNIZLIĞI, Attila İlhan

Resim
VİYOLONSEL YALNIZLIĞI sonra çoğalıyorum tuz içerek engerek korkuları arasında isa'nın bilmem kaçıncı haftasında baş baş istanbul'u büyüterek sonra doktor sabiha siyaha en yakın yenice paketinin arkasında elleri cezayir savaşında zehirini sağıyor karanlığın sonra kış müthiş bir ivan akşamı dostoyevskiy yaşamasında çarın saltanat arabasında eski nihilistlerin kanı sonra hüzzam makamından bir beste ki tıbbiyelilerin boğdurulduğu abdulhamid sarayının uğursuzluğu tüy kalemlerinin üstündeki kaiser bıyıklarıyla ve genç osmanlılar zilkade gözlüklerinde kar suyu paris'te ahmed rıza grubu boulevard des italiens'de orospular sonra doktor sabiha iki miyop bir yerde bırakmış doktorluğunu harbiye nezaretinde tutuklu ölümünü görüyor sinemaskop karanlıkta çaktığım sonra o kibrit meşveret gazetesini aydınlatıyor uykularım kıvamsız çabuk dağılıyor zincirini koparmış içimdeki it sonra kürt mustafa divanharbında ölüm gömleğimiz en padişah mor bir kadın Cezayir'de ud çalıyor işlek bilek...